MOBBİNG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MOBBİNG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

SAĞLIK ÇALIŞANLARINDA MOBBİNG ALGISI VE İŞ DOYUMUNUN BELİRLENMESİ

SAĞLIK ÇALIŞANLARINDA MOBBİNG ALGISI VE İŞ DOYUMUNUN BELİRLENMESİ / Determining mobbing perceptions and job satisfaction among healthcare professionals

Yazar: NURHAYAT KILIÇ
Danışman: DOÇ. DR. HAVVA TEL
Cumhuriyet Üniversitesi / Sağlık Bilimleri Enstitüsü / Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşirelği Anabılım Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
123 s.

Sağlık sektöründe mobbing yaygın bir şekilde yaşanmaktadır. Mobbing yaşantısı çalışanların iş performansını, sosyal ilişkilerini ve ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma Kars ili merkezindeki sağlık kurumlarında çalışan sağlık çalışanlarında mobbing algısı ve iş doyumunu belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya 390 sağlık çalışanı alınmıştır. Araştırma verileri kişisel bilgi formu, Mobbing algı ölçeği ve Minnesota İş Doyumu Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik dağılım, Mann Whitney U, Kruskalwallis, Varyans analizi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada hekimlerin %62,4'ünün, hemşirelerin %53,4'ünün, ebelerin %49,4'unun, teknisyenlerin %68'inin, diğer sağlık çalışanlarının %63,3'ünün mobbing davranışına maruz kaldığı saptanmıştır. Hekimlerin %32,8'inin, ebelerin %56,3'ünün ve teknisyenlerin %41,1'inin hiçbir şey yapmadığı, hemşirelerin %33,8'inin bu durumu diğer arkadaşlarıyla paylaştıklarını, diğer sağlık çalışanlarının ise %29,2'sinin durumu sorun yaşadıkları kişiler ile paylaştıklarını belirlenmiştir. Hekimlerin %98,3'ü, hemşirelerin %94,8'i, ebelerin %97,6'sı, teknisyenlerin %92,0'ı, diğer çalışanlarının %89,7'si mobbing'in iş doyumunu etkilediğini belirtmiştir. Sağlık çalışanlarında mobbing algısı ile iş doyumu arasında güçlü ilişki olduğu sağlık çalışanlarında iş doyumu arttıkça mobbing algısının azaldığı saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının yarıdan fazlası mobbing davranışına maruz kalmıştır. Sağlık çalışanlarının büyük çoğunluğu mobbing yaşantısının iş doyumuna etkilediğini belirtmiştir. İş doyumu ile mobbing algısı yakından ilişki olduğundan iş doyumu arttıkça mobbing algısı azalmaktadır. Bu nedenle sağlık çalışanlarının mobbing konusunda farkındalık kazanması mobbing ve mobbing ile başetme yollarını öğrenmesi iş doyumu ve verimi açısından yaşamsal önem taşımaktadır.

HASTANEDE ÇALIŞAN HEMŞİRELERİN MOBBİNGE MARUZ KALMA DURUMLARI VE STRES DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

HASTANEDE ÇALIŞAN HEMŞİRELERİN MOBBİNGE MARUZ KALMA DURUMLARI VE STRES DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ / Assessment of mobbing exposure of nurses working at hospital and their stresses

Yazar: HASAN HÜSEYİN TEKİN
Danışman: YRD. DOÇ. DR. İSMAİL SEVİNÇ
Selçuk Üniversitesi / Sağlık Bilimleri Enstitüsü / Sosyal Hizmetler Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
128 s.

İş yaşamında sıklıkla karşılaşılan fakat çalışanlar tarafından çok fazla bilinmeyen ve mücadele etmekte zorlanılan mobbing görüldüğü kurumlarda iş stresine neden olabilmektedir. Mobbing ve iş stresi kurumlardaki iş verimi, çalışan motivasyonu, iş ilişkileri gibi kurumsal faktörleri olumsuz etkileyebilen ve kurum içerisindeki çalışma ortamı ile çalışanlar arasında çalışma barışını bozabilen olgulardır. Hastaların taleplerini ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan devasa kurumlar olan hastanelerde çalışan hemşireler iş yerinde ciddi düzeyde mobbing ve iş stresine maruz kalabilmektedirler. Çalışmanın amacı; hastanede çalışan hemşirelerin mobbinge maruz kalma durumları ve stres durumlarını belirleyip, bunlara neden olan faktörleri ortaya koymaktır. Bu çalışma aynı zamanda sağlık sektöründeki mobbingin iş stresi üzerinde ne denli etkili olduğunun belirlenmesi açısından da önemlidir. Konya ili merkez Selçuklu ilçesinde bulunan Dr. Faruk Sükan Doğum ve Çocuk Hastanesi, Konya Numune Hastanesi, Beyhekim Devlet Hastanesi'nde görev yapmakta olan hemşirelerin katıldığı bu çalışma tanımlayıcı ve metodolojik araştırma türüne uygun olarak düzenlenmiştir. Verilerin toplanmasında hemşirelerin demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu, mobbing davranışlarını belirlemek amacıyla Olumsuz Davranışlar Ölçeği, (NAQ-R), araştırmacının literatür taraması sonucu oluşturduğu iş stresi envanteri ve mobbing uygulamalarıyla ilgili araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Araştırmada NAQ-R güvenirlilik düzeyi Cronbach's Alpha değeri 0,948, iş stresi envanteri güvenirlilik düzeyi Cronbach's Alpha değeri 0,919 gibi yüksek bir değer hesaplanmıştır böylece ölçeklerin ileri düzeyde güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak veri kontrolü yapılmış, hatalı veriler düzeltilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 16.0 paket program kullanılarak yapılmıştır. Kruskal - Wallis, Mann Whitney U, Spearman Korelasyon ve Tukey Testi analiz yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre araştırmaya katılan hemşirelerin iş yerinde mobbing ve strese maruz kaldıkları, hemşirelere en fazla hastalar tarafından mobbing uygulandığı fakat üstleri tarafından uygulanan mobbingin daha etkili olduğu, iş yerinde maruz kaldığı mobbinge tepki vermeyen hemşirelerin daha fazla iş stresi yaşadığı, mobbing ve iş stresi nedeniyle hemşirelerin iş verimlerinin düştüğü ve sağlık sorunlarının ortaya çıktığı, mobbing ve iş stresi arasında bir ilişkinin var olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin öğrencilik süreci dahil tüm çalışma süreçleri boyunca mobbing, iş stresi ve bunlarla baş etme yöntemleri ile ilgili eğitimlere düzenli olarak tabi tutulması, hastane yönetimlerinin kurumlarda daha etkin yönetim stratejileri belirlemesi ve personel memnuniyeti odaklı çalışmayı prensip haline getirmesi, hastanelerde bulunan psiko-sosyal destek servislerinden personelin daha fazla yararlanması, hemşire istihdamının artırılması, hemşirelerin çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve iş yüklerinin azaltılması önerilmiştir.

PSİKOLOJİK TACİZ, ÖĞRETİM ELEMANLARINA YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA

PSİKOLOJİK TACİZ, ÖĞRETİM ELEMANLARINA YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA / Mobbing; a research on academicians

Yazar: TUTKU SEÇKİN ÇELİK
Danışman: PROF. DR. JALE MİNİBAŞ POUSSARD
Galatasaray Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İşletme Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
183 s.

Bu tez çalışmasında psikolojik taciz konusu ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde psikolojik tacizin tanımı ve tarihçesi, genellikle hangi tür saldırgan davranışları kapsadığı, nasıl bir süreç olduğu, başlıca taciz türleri incelenmiş ve tacize neden olan temel faktörler ve tacizin başlıca sonuçları değerlendirilerek bireysel, örgütsel ve toplumsal bazda ne tür önlemler alınması ve nasıl mücadele edilmesi gerektiği konularına değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise üç büyük şehrimizde görev yapan araştırma görevlileri ve yardımcı doçentler arasında psikolojik taciz konusu irdelenmiştir. Psikolojik tacizle ilgili literatür araştırmasını kapsayan birinci bölüm, psikolojik tacizin tanımı ve tarihçesi ile başlamaktadır. Aslında oldukça eski bir olgu olan psikolojik taciz konusunda çalışmalar, 1980'li yıllarda Leymann tarafından başlatılmış ve 1990'larda İskandinav ülkeleri dışına çıkarak konu dünya çapında bilinirlik kazanmıştır. Psikolojik tacizi Leymann (1990: 120), "Sistematik bir şekilde (haftada ez az bir kez ve en az altı aylık süreçte) çaresiz ve savunmasız bir duruma düşürülen bir ya da daha fazla kişiye yöneltilmiş düşmanca ve etik olmayan davranışlar" şeklinde tanımlamaktadır. Leymann'ın yaptığı bu tanımın yanı sıra psikolojik taciz kimi zaman farklı kelimelerle ifade edilmiş, kimi zaman da farklı araştırmacılar tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Literatürde görülen farklı ifade ve tanımların ortak noktaları olan, saldırgan davranışların oldukça uzun bir süre boyunca sıklıkla tekrarlanması, taraflar arasında bir güç eşitsizliği olması, belirli kişi ya da kişilere yöneltilmesi, ciddi olumsuz sonuçlar doğurması gibi özellikler psikolojik tacizi, çatışmalardan, yöneticilerin kötü muamelesinden, kötü iş koşullarından ve iş stresinden farklılaştırmaktadır. Psikolojik taciz, farklı koşullar altında farklı saldırgan davranışlarla kendini göstermektedir. Bu saldırgan davranışlar birbirleriyle oldukça benzer örneklerle ele alınsalar da çeşitli yazarlar tarafından farklı sınıflandırmalar yapılarak ortaya konulmuşlardır. Örneğin, bu davranışları Leymann (1996a), mağdurun kendini göstermesine ve iletişim kurmasına yönelik (iletişim kurmanın engellenmesi, söz hakkı verilmemesi, yapılan işle ilgili sözlü olarak saldırılarda bulunulması gibi), sosyal ilişkiler kurmasına yönelik (iş arkadaşlarının mağdurla konuşmasına izin verilmemesi, diğer çalışanlardan uzakta bir yere yerleştirilerek izole edilmesi gibi), mağdurun bireysel saygınlığına yönelik (hakkında dedikodu yapılması, bir özrüyle ya da etnik kökeniyle dalga geçilmesi, küçümsenmesi gibi), mesleki saygınlığına yönelik (anlamsız işler verilmesi ya da hiç iş verilmemesi gibi) yönelik ve fiziki sağlığına yönelik davranışlar (tehlikeli işler verilmesi, fiziksel olarak tehdit edilmesi ya da fiziksel zarar verilmesi, cinsel tacizde bulunulması gibi) olarak sınıflandırmıştır. Baron ve Neuman (1996) ise sanıldığı gibi tüm davranışların açık bir şekilde yaşanmadığını göz önünde bulundurarak saldırgan davranışları yapısına göre, sözlü veya fiziksel, aktif veya pasif, doğrudan veya dolaylı olmak üzere çeşitli şekillerde kategorize etmişlerdir. Genelde bir insanın hemen her gün karşılaştığı ya da karşılaşabileceği nitelikte olan saldırgan davranışları psikolojik taciz kapsamında değerlendirebilmek için bu davranışların belli bir süreç içinde sistemli olarak tekrarlanmaları gerekmektedir. Psikolojik taciz sürecini oluşturan aşamalardan ilki çatışma aşamasıdır, oldukça kısa süren bu aşamada tetikleyici bir olayın meydana gelmesiyle çatışma başlamaktadır. Daha sonraki aşamada mağdur, saldırgan eylemlerle manipüle edilmektedir. İşletme yönetiminin devreye girdiği üçüncü aşamada, olaylar resmiyet kazanmakta ve genellikle mağdur hakkındaki önyargılar yönetimce kabul edilerek, durum hakkında yanlış bir değerlendirme yapılmaktadır. Dördüncü aşamada, yönetim ve iş arkadaşları tarafından yapılan yanlış değerlendirmelere, konu hakkında yeterli olmayan uzmanların da koyduğu yanlış tanılar eklenince mağdurun psikolojisi bozulmaya ve mağdur iş ortamından uzaklaşmaya başlamaktadır. Son aşama, mağdurun işten ayrılma aşamasıdır. Bu aşamada mağdur kendi isteğiyle işten ayrılabilmekte ya da yönetim tarafından işine son verilmektedir. Psikolojik tacizin organizasyon hiyerarşisinde kimlere yöneltildiğine ve saldırganların sayısına bağlı olarak çeşitli sınıflandırmaların yapıldığı görülmektedir. Organizasyon hiyerarşisinde psikolojik taciz genellikle yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşmekte, ancak zaman zaman aşağıdan yukarıya veya eş düzeyler (iş arkadaşları) arasında da psikolojik taciz olaylarının yaşandığı bilinmektedir. Çevresindekilere psikolojik tacizde bulunan saldırgan tek bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi ve hatta tüm organizasyon bile olabilmektedir. Saldırganın sayısına bağlı olarak psikolojik taciz bireysel, kolektif ya da kurumsal taciz olarak sınıflandırılmaktadır. Dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde konuyla ilgili birçok çalışma yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. Örneğin, Amerika'da yapılan bir çalışmada Amerikan nüfusunun %35'inin psikolojik taciz mağduru olduğu belirlenmiş (WBI, 2010), Kanada'da yapılan bir başka çalışmada taciz oranı %15 olarak tespit edilmiş (Soares, 2002), İngiltere'de yapılan farklı bir çalışmada ise çalışanların %10,62'sının tacize maruz kaldığı ortaya konulmuştur (Hoel ve Cooper, 2000). Türkiye'de yapılan çalışmaların birçoğunda ise psikolojik tacizin daha sık yaşandığı tespit edilmiştir. Saldırganların genellikle mağdurlardan üst pozisyonda çalışan kişiler oldukları görülmekle birlikte bazı çalışmalarda psikolojik tacizin en sık eş düzeyler arasında yaşandığı iddia edilmektedir. En sık karşılaşılan davranışların ise; verilen sürede bitirilmesi imkansız işler ve ağır iş yükü verilmesi, yeteneklerinin altında ve anlamsız işler verilmesi, işle ilgili önemli bilgilerin saklanması, kişi hakkında alaycı ve iğneleyici konuşmalar yapılması ve dedikodular çıkarılması, yapılan işlerin sürekli eleştirilmesi ve denetlenmesi, performansın adaletsizce ölçülmesi gibi davranışlar olduğu gözlemlenmiştir. Dünyanın her yerinde oldukça sık görülen psikolojik taciz davranışlarının nedenleri incelendiğinde mağdurun ve saldırganın kişilik özelliklerinin ve örgütsel faktörlerin, işteki sosyal çevre, ekonomik ve sosyal nedenler ve başka birtakım aracı faktörlerin psikolojik taciz üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir. Bunun yanında birçok araştırmacı psikolojik tacizin yalnızca tek bir etmenden kaynaklanmadığını, birçok faktörün bir araya gelmesiyle psikolojik tacizin yaşanmasına zemin hazırlandığını savunmaktadır. Saldırganın bazı kişilik özelliklerinin veya kişilik bozukluklarının psikolojik tacizde bulunmalarını tetiklediği düşünülmektedir. Benlik değerinin tehdit edilmesi, sosyal becerilerde eksiklik bulunması ve yoğun rekabetin etkisiyle kişilerin mikropolitik davranışlara yönelmesi bazı çalışanların diğerlerine psikolojik tacizde bulunmalarına ortam hazırlamaktadır. Bunun yanında narsistik, paranoid, antisosyal, obsesif kompülsif veya sadistik kişilik bozukluklarına sahip olunması da diğer çalışanlara karşı saldırgan davranışlarda bulunulmasına neden olabilmektedir. Psikolojik tacizde yalnızca saldırganın bireysel özelliklerinin etkili olmadığı, bazı durumlarda mağdurun bireysel özelliklerinin de psikolojik tacize neden olduğu düşünülmektedir. Konu hakkında yapılan araştırmalarda genellikle beş etmen modeli üzerinde incelemeler yapılmış ve mağdurların diğer çalışanlara göre duygusal olarak daha dengesiz ve daha içe dönük oldukları saptanmıştır. Beş etmen modeli yanında maneviyat, olumlu-olumsuz ruh hali ve temel benlik değerlendirmesi gibi diğer kişilik özellikleri de incelenerek bu kişilik özelliklerinin de psikolojik taciz mağduru olma ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Kişilik özelliklerinin yanında mağdurların demografik özelliklerinin de psikolojik tacizle ilişkileri incelenmiş ve yapılan araştırmalarda farklı sonuçlar elde edilmiştir. Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, etnik köken, çalışılan pozisyon ele alınmış ve bazı çalışmalarda gruplar arasında anlamlı farklılıklar olduğu gözlemlenirken, bazılarında anlamlı farklılıklar bulunamamıştır. Bunlara ek olarak, parlak, iyi performans gösteren, ahlaklı, toplum yanlısı kişilerin tipik hedefler olduğu söylenmektedir. Psikolojik tacize taraf olan saldırgan ve mağdurların özelliklerinin ötesinde, örgütsel faktörlerin psikolojik tacize ortam hazırlayan daha önemli nedenler olduklarını düşünen birçok araştırmacı bulunmaktadır. İş dünyasındaki değişimler, örgüt yapısı ve sektör, iş yapısı ve koşulları, örgüt kültürü ve iklimi, yönetim ve liderlik tarzı gibi bazı örgütsel faktörlerin psikolojik tacizle ilişkili oldukları ortaya konulmuştur. Pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkan psikolojik taciz, birey, örgüt, aile, ekonomi ve toplum açısından oldukça ciddi problemleri beraberinde getirmektedir. Psikolojik tacizin birey üzerinde sosyal, fiziksel, psikolojik ve psikosomatik olmak üzere bazı olumsuz sonuçlar doğurduğu, çalışanlarda travma sonrası stres bozukluğu gibi ciddi kalıcı sıkıntılar yarattığı ve bazı durumlarda intihar vakaları yaşanmasına bile neden olduğu bilinmektedir. Örgütler açısından ise psikolojik taciz devamsızlıkların artması, verimliliğin ve performansın düşmesi, iş yerindeki adalet algısının sarsılması, iş gücü kaybının artması veya konunun yasal mercilere gitmesi durumunda ödenen tazminatlar gibi maliyetleri beraberinde getirmektedir. Aile, toplum ve ülke ekonomisi açısından ise psikolojik taciz, mağdurların aile yaşantısının bozulması, boşanmaların artması, işsizliğin ve erken emekliliklerin artması, sağlık harcamalarının ve sigorta masraflarının artması gibi bazı olumsuz sonuçlar meydana getirmektedir. Birçok olumsuz sonucu beraberinde getiren psikolojik tacizden korunmak ve tacizle mücadele etmek için bireysel, örgütsel ve toplumsal birtakım önlemler alınmalı ve bu olguyla mücadele edilmesi için bazı stratejiler geliştirilmelidir. Taciz olaylarının yaşanmasını engellemek ve saldırganları cezalandırmak için dünyada ve ülkemizde çeşitli hukuki önlemler alınmakta ve yaptırımlar uygulanmaktadır. Örgütsel düzeyde psikolojik tacizle mücadele etmek için taciz oluşmadan önce çeşitli politika ve uygulamalar geliştirilmeli, tacize ortam hazırlayan örgüt kültürü ve iş tasarımları değiştirilmeli, yöneticiler psikolojik taciz konusunda eğitilmeli, psikolojik tacizi ve olumsuz sonuçlarını azaltmayı amaçlayan bir insan kaynakları yönetimi oluşturulmalı, mağdurlara psikolojik danışmanlık hizmetleri sunulmalı ve doğru bir çatışma yönetimi uygulanmalıdır. Bütün bu önlemlerin ötesinde psikolojik tacizle mücadelede en etkili yöntem kişinin kendisinin taciz karşısında sergilediği duruştur. Öncelikle bireylerin psikolojik taciz konusunda bilgi sahibi olmaları ve iş ortamında özel hayatlarıyla ilgili çok fazla detay vermemeleri gerekmektedir. Kişilerin saldırganla yüzleşmekten çekinmemeleri, başlangıçta hiçbir şey yapmamayı strateji olarak kullansalar bile tacizin devam etmesi durumunda saldırgana tepki vermeleri ve buna rağmen taciz ilerlerse durumu resmiyete dökmeden şirket içindeki birimlere ya da yöneticilere bildirerek onlardan yardım istemeleri önemlidir. Diğer taraftan bazı durumlarda saldırganla manevra mesafesini korumak ve bir şey yokmuşçasına iletişimde bulunmak, bu şekilde davranırken bir yandan da ileride şikâyet ya da yasal mücadelede kullanabilecekleri kanıtlar toplamak ve her ne olursa olsun psikolojik taciz karşısında iş performansından ödün vermemek taciz karşısında başarılı sonuçlar verebilecek stratejilerdendir. Tacizin başa çıkılamayacak kadar yoğunlaşması durumunda ise mağdurların, kurban zihniyetine girmemeleri, çevrelerinden ve konu hakkında deneyimli uzmanlardan destek almaları, işi bırakacaklarsa bile öncelikle yeni bir iş bulmaları ve gerekirse yasal mercilere başvurmaları tavsiye edilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde öğretim elemanlarına yönelik psikolojik tacizle ilgili bir araştırma yapılmıştır. Araştırma görevlisi ve yardımcı doçent pozisyonlarında çalışan öğretim elemanlarının maruz kaldığı psikolojik tacizin boyutları, en sık hangi olumsuz davranışlarla karşılaştıkları ve maruz kalınan taciz karşısında nasıl tepkiler verdikleri belirlenmek istenip yaş, cinsiyet, pozisyon, çalışılan kurum ve kurumda çalışma süresi açısından tacizin farklılık gösterip göstermediğini incelemek amaçlanmıştır. Ayrıca kişilerin işteki çevrelerinde algıladıkları sosyal destek düzeyinin ve hangi tür denetim odağına sahip olduklarının psikolojik taciz ve etkileri üzerinde nasıl bir farklılık yarattığını araştırmak da amaçlanmıştır. Araştırmada, "algılanan sosyal desteğin yüksek oluşu psikolojik taciz algısını azaltır", "algılanan sosyal desteğin yüksek oluşu, psikolojik tacizin kişi için daha az önemli bir problem olarak algılanmasına neden olur", "dıştan denetimliliğin yüksek oluşu psikolojik taciz algısını arttırır", "dıştan denetimli kişilik özelliğine sahip olmak, psikolojik tacizin daha önemli bir problem olarak algılanmasına neden olur", "çalışanların sosyal destek algılarının yüksek olması ve dıştan denetimliliklerinin düşük olması, psikolojik tacizin daha az önemli bir problem olarak algılanmasına neden olur", "dıştan denetimli kişilik özelliğine sahip olan mağdurların algıladıkları sosyal desteğin yüksek oluşu psikolojik tacizin daha az önemli bir problem olarak algılanmasına neden olur" ve "psikolojik tacize tanıklık etmek, psikolojik tacizin daha önemli bir problem olarak algılanmasına neden olur" olmak üzere yedi ana hipotez öne sürülmüştür. Veri toplamada anket yöntemi kullanılmıştır. Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde çalışan ve bağlı bulundukları üniversitelerin internet sitelerinde e-posta adresleri bulunan 9.898 araştırma görevlisi ve yardımcı doçente, belirtilen e-posta adreslerine anketin bağlantısı yollanarak, araştırmaya katkıda bulunmaları talep edilmiştir. 605 kişi ankete katılmış; fakat yalnızca 481?i anketi tamamlamıştır. 481 kişiden oluşan örneklemin %42,6'sı İstanbul, %32,4'ü Ankara ve %24,9'u İzmir'de çalışan öğretim elemanlarından oluşmaktadır. Katılımcıların %68'i devlet, %32'si vakıf üniversitelerinde; %70,7'si araştırma görevlisi, %29,3'ü yardımcı doçent unvanıyla çalışmaktadır. %60,9'u kadın, %39,1'i erkek olan katılımcıların, %15'i 20-25 yaş aralığında, %37,6'sı 26-30 yaş aralığında, %37,8'i 31-40 yaş aralığında olup, %9,6'sı ise 41 yaş ve üzerindedir.%17'si lisans, %43'ü yüksek lisans, %40'ı doktora derecesine sahip olan katılımcıların %13,3'ü 1 yıldan az süredir, %51,6'sı 1 ile 5 yıl arasında, %21,8'i 5 ile 10 yıl arasında, %13,3'ü 10 yıldan fazla süredir şu an çalıştıkları kurumda çalışmaktadırlar. Katılımcılara uygulanan soru cetveli, psikolojik araştırmalarda kullanılmış çeşitli değerlendirme ölçekleri Türk kültürüne uyarlanarak ve psikolojik taciz konusunda yapılmış önceki çalışmalarda Türk kültürü ve iş ortamına uyarlanmış ölçeklerden faydalanılarak hazırlanmıştır. Araştırmada, psikolojik taciz, psikolojik taciz karşısında tepkiler, algılanan sosyal destek, psikolojik tacizden etkilenme, iş yerinde denetim odağı, iş yeri genelinde psikolojik tacizin varlığı ile ilgili ölçekler kullanılmış ve tüm ölçekler beş dereceli Likert tipi olarak düzenlenmiştir.Yapılan güvenilirlik analizleri sonucunda tüm ölçeklerin yüksek derecede iç tutarlılık gösterdikleri saptanmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS'in 20. sürümünden faydalanılmıştır. Maruz kalınan psikolojik taciz davranışları ve ne sıklıkla görüldükleri frekans analizleri yapılarak incelenmiş ve en sık karşılaşılan davranışların bireysel ve mesleki saygınlığı zedelemeye yönelik saldırgan davranışlar olduğu tespit edilmiştir. Saldırgan davranışların bir çoğunun %90'lara varan bir oranla üst pozisyonlarda çalışanlar tarafından uygulandıkları görülmüştür. Demografik veriler açısından, maruz kalınan saldırgan davranışlar, psikolojik taciz düzeyi ve psikolojik tacizden etkilenmeyi değerlendirmek için, t-testleri ve ANOVA analizleri yapılmıştır. Psikolojik taciz düzeyi açısından yaş, cinsiyet ve unvana göre yapılan kıyaslamalarda gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmamasına rağmen bazı davranışlar açısından farklılıklar bulunduğu tespit edilmiştir. Diğer taraftan çalışılan kurum ve kurumda çalışma süresine göre yapılan kıyaslamalarda, gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunduğu görülmüş ve devlet üniversitelerinde psikolojik tacizin anlamlı düzeyde daha fazla yaşandığı sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik tacizden etkilenme düzeyinin ise demografik verilerden bağımsız olduğu saptanmıştır. Psikolojik taciz karşısında verilen tepkileri değerlendirmek için, frekansları saptanmış ve çalışanların psikolojik taciz karşısında duygu odaklı ve sosyal destek arama odaklı tepkileri daha fazla tekrarladıkları tespit edilmiştir. Verilen tepkilerin demografik değişkenlerle ilişkisi ise t-testleri ve ANOVA analizleri kullanılarak incelenmiştir. Kadınların erkeklere göre anlamlı derecede daha fazla duygu odaklı tepkiler göstermekte oldukları ve çalışanların yaş, pozisyon, kurumda çalışma süresi arttıkça anlamlı düzeyde daha fazla problem odaklı tepkiler verdikleri sonucuna varılmıştır. Kişilerdeki denetim odağı ve algılanan sosyal desteğin; psikolojik taciz, tacizden etkilenme ve verilen tepkiler üzerindeki etkisini incelemek için t-testleri, korelasyon ve regresyon analizlerinden faydalanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda algılanan sosyal desteğin yüksek olmasının ve dıştan denetimliliğin düşük olmasının psikolojik taciz algısını ve çalışanların psikolojik taciz sonucu kendilerini tamamen çaresiz hissederek kurban rolüne bürünme eğilimlerini azalttığı tespit edilmiştir. Bunun yanında dıştan denetimliliği yüksek olan çalışanlarda sosyal destek algısının yüksek oluşunun psikolojik tacizden etkilenmeyi azalttığı saptanmıştır. Psikolojik taciz ve tacizden etkilenme düzeyi arttıkça problem odaklı, duygu odaklı ve sosyal destek arama odaklı tüm tepkilerin anlamlı bir şekilde daha fazla tekrarlanmaya başladığı; algılanan sosyal destek düzeyi düştükçe ve dıştan denetimlilik arttıkça duygu odaklı tepkilerin anlamlı düzeyde daha fazla tekrarlanmaya başladığı tespit edilmiştir. İş ortamı genelinde tanık olunan psikolojik taciz düzeyi de incelenmiş ve katılımcıların %13 oranında psikolojik tacize tanıklık ettikleri bulgusuna varılmıştır. Psikolojik tacize maruz kalmak ile diğer çalışanların tacize uğradığına tanıklık etmek arasında ve taciz sonucu mağdurun kendini kurban olarak hissetmesi ile diğer çalışanların tacizden bezdiğini düşünmek arasında güçlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak çalışanların tacize uğradığına tanıklık edildikçe çalışanların kurban rolüne bürünme eğilimlerinin arttığı tespit edilmiştir.  

MOBBİNG : TARAFLAR, BELİRTİLERİ VE BOYUTLARI

MOBBİNG : TARAFLAR, BELİRTİLERİ VE BOYUTLARI / Mobbing: Parties, evidince and dimensions

Yazar: İLKER KURT
Danışman: PROF. DR. MEHMET FİKRET GEZGİN
Beykent Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İşletme Yönetimi Anabilim Dalı / Yönetim ve Organizasyon Bilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
118 s.

Mobbing, (psikolojik yıldırma), çalışanı iş yaşamından dışlamak amacıyla zorlama, yok sayma, rahatsız etme, taciz etme ve kötü davranışlarda bulunma gibi kasıtlı olarak uygulanan; bazen tedavisi mümkün olmayan rahatsızlıklara yol açan, bireyde kalıcı fiziki ve psikolojik etkiler bırakan bir süreçtir. Duygusal saldırı olarak da nitelendirilebilen mobbing, saldırıya hedef olan kişi üzerinde psikolojik bir baskı yaratarak, onun çalışan kimliğini düzenli, sürekli ve ısrarcı saldırılarla ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Mobbing; itibarsızlaştırma, yıldırma, bastırma, soyut şiddet, sindirme gibi anlam taşıyan her türlü davranışı, sözü, eylemi, hareketi ve yazıyı ifade eder. İş hayatının aktif çalışanlarını, pasif çalışanlara dönüştürmeyi, onları yok etmeyi amaçlayan genellikle soyut fakat bazen somut bir saldırı biçimidir. Kamuda mobbing kendini; çalışanların işyerlerinde çalışmalarının görmezden gelindiği, başarılarda kendilerine pay verilmediği, başarısızlıklarının abartıldığı, bilgi ve becerilerini gösterme olanaklarının kısıtlanması şeklinde kendini göstermektedir. Çalışanların duygusal açıdan yaralandığı ve güç gösterilerinin yoğun olarak yaşandığı bu işletmelerde özellikle yönetimin de duyarsız olduğu durumlarda, sorunlar sistematik hale gelebilmekte ve mobbinge dönüşebilmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde son 25 yıldan bu yana pek çok araştırmaya konu olan mobbing için ülkemizdeki çalışmalar son yıllarda artmaktadır. Bireye ve topluma her bakımdan zararı olan yıldırmanın varlığının araştırılması, kaynağının tespiti ve engellenmesine ilişkin çalışmalara fayda sağlayacaktır. Bu çalışmayla, mobbing tanıtılmakta ve mobbingin tarafları, nedenleri, belirtileri üzerinde durulmuştur.

YARGI TEŞKİLATINDA MOBBİNG ALGISI, TUTUMU VE DENEYİMİ

YARGI TEŞKİLATINDA MOBBİNG ALGISI, TUTUMU VE DENEYİMİ / In the judicial organization, the perception of mobbing, attitude and experience

Yazar: AHMET KAYA
Danışman: YRD. DOÇ. DR. HAYAT EBRU ERDOST ÇOLAK
Ankara Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İşletme Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
230 s.

Mobbing (Psikolojik Taciz), işyerinde genelde bir kişinin hedef alındığı, sistemli, tekrarlanan ve düşmanca davranışların yer aldığı, aşamaları olan ve hedef alınan kişi üzerinde ciddi fiziksel ve psikolojik zararlar bırakan tehlikeli bir süreçtir.Bu araştırmada, yargı teşkilatındaki mobbing algısı, tutumu ve deneyimi ile mobbinge dair mevcut yasal düzenlemelerin hangi boyutta olduğu konuları incelenmiştir. Araştırmanın örneklem kitlesi, 388 hâkim ve savcıdan oluşmuştur. Survey (tarama) modelinde olan bu araştırmada, veri toplama aracı olarak anket tekniği uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler, SPSS 19,0 programı yardımıyla işlenmiş ve gerekli istatistiksel analizler yapılmıştır. Araştırma sonucunda; Mobbinge maruz kaldığını düşünen hâkim ve savcı oranı %18,1 olarak saptanmıştır. Hâkimlerin %13,5'inin ve savcıların %21,8'inin mobbinge maruz kaldığı bulgusuna ulaşılmıştır. En yaygın mobbing türünün, %81,2 oranıyla, üstler/amirler tarafından gerçekleştirilen "Yukarıdan Aşağıya" yapılan mobbing türü (Dikey Mobbing) olduğu saptanmıştır. Araştırmada, hâkim ve savcıların baktıkları mobbing davalarında, en çok mobbing yapıldığı iddia edilen sektörlerin, eğitim ve sağlık sektörleri olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Araştırmaya katılan hâkim ve savcıların mobbinge yönelik mevcut yasal düzenlemelerin yeterli bulma oranı % 29,3 iken, bulmama oranı %70,7 olarak bulunmuş ve ayrıca, hâkim ve savcıların, mobbinge yönelik mevcut yasal düzenlemeleri neden yeterli bulmadığı ve nasıl daha iyi yasal düzenlemelerin yapılabilmesine dair bulgulara ulaşılmıştır.

MOBBİNG DAVRANIŞI VE BANDIRMA İLİ KAMU HASTANELERİ ÇALIŞANLARINA YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA

MOBBİNG DAVRANIŞI VE BANDIRMA İLİ KAMU HASTANELERİ ÇALIŞANLARINA YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA / Mobbing behavior and Bandırma province public hospitals survey for employees

Yazar: EYLEM YILMAZ
Danışman: YRD. DOÇ. DR. SELMA SÖYÜK
Okan Üniversitesi / Sağlık Bilimleri Enstitüsü / Sağlık Yönetimi Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
199 s.

Araştırma, devlet hastanesinde çalışan sağlık personellerinin ve yardımcı sağlık personellerinin mobbing davranışı ile karşılaşma durumlarını belirlemek amacıyla karşılaştırmalı tanımlayıcı nitelikte planlanmıştır. Araştırma örneklemini 04.11.2012 ve 30.05.2013 tarihleri arasında Bandırma Devlet Hastanesi ve Bandırma Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'nde çalışan sağlık personelleri ve yardımcı sağlık personellerinin tamamı oluşturmaktadır (N=853). Verilerin toplanmasında sağlık personellerinin sosyodemografik özelliklerini, mobbing davranışı ile karşılaşma durumlarını ve mobbing davranışına maruz kalan personellerin nasıl tepki gösterdiklerini belirlemek için üç bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Çalışmada Bandırma Devlet Hastanesi ve Bandırma Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'ndeki tüm sağlık çalışanlarının ve yardımcı sağlık çalışanlarının %84'ünün çalışma hayatları boyunca en az bir defa mobbing davranışına maruz kaldığı sonucuna varılmıştır. Mobbing davranışı ile karşılaşma durumunun sosyademografik özelliklerle çok ilişkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet, yaş, mesleki unvan, medeni durum, eğitim durumu, yöneticilik durumu, mesleki deneyim, bulunduğu kurumda toplam çalışma süresi gözetmeksizin farklı demografik özelliklerin tamamında bakılan çapraz tablolarda mobbingle karşılaşma yüzdelerinin, genel mobbingle karşılaşma yüzdesiyle bir paralellik izlediği saptanmıştır. Sonuç olarak mobbing davranışı özellikle sağlık hizmeti verilen kamu kurumlarında oldukça sık görülmektedir.

AKADEMİSYENLERİN ÜNİVERSİTELERDEKİ PSİKOLOJİK YILDIRMAYA İLİŞKİN ALGILARININ İNCELENMESİ : DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ

AKADEMİSYENLERİN ÜNİVERSİTELERDEKİ PSİKOLOJİK YILDIRMAYA İLİŞKİN ALGILARININ İNCELENMESİ : DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ / Examining the perceptions of academicians on mobbing at universities: A sample of Dokuz Eylül University

Yazar: PELİN ESMA CAYVARLI
Danışman: YRD. DOÇ. DR. SEMİHA ŞAHİN
Dokuz Eylül Üniversitesi / Eğitim Bilimleri Enstitüsü / Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı / Eğitim Denetimi ve Yönetimi Bilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
98 s.

Bu araştırmayla, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi akademisyenlerinin üniversitelerde psikolojik yıldırmaya ilişkin algılarının incelenmesi ve akademisyenlerin psikolojik yıldırma algılarının cinsiyet, yaş, medeni durum, unvan ve fakülte değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Betimsel tarama modelinde olan bu araştırmanın evrenini Dokuz Eylül Üniversitesi'nde görev yapmakta olan 2400 akademisyen oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi belirlenirken tabakalı örneklem yöntemi kullanılmıştır. Örneklem Dokuz Eylül Üniversitesi'ndeki 13 fakültede 2011-2012 Eğitim Öğretim yılında görev yapmakta olan 1261 akademisyenden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak İş Yerinde Yıldırma Ölçeği isimli ölçek kullanılmıştır. Araştırmadaki verilerin istatistiksel analizinde frekans, yüzdelik, ortalama hesaplanmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda Bağımsız Gruplar t Testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları; akademisyenlerin psikolojik yıldırmaya Kesinlikle katılmıyorum seviyesinde, diğer bir ifadeyle yok denecek kadar az düzeyde maruz kaldıklarını, kadın akademisyenlerin erkek akademisyenlere göre, bekâr akademisyenlerin ise evli akademisyenlere göre daha fazla psikolojik yıldırmaya maruz kaldıklarını göstermektedir. 29 ve altı ile 30-39 yaş grubundaki akademisyenler psikolojik yıldırmaya 40-49 ve 60 ve üzeri yaş grubundaki akademisyenlere göre daha fazla maruz kaldıklarını düşünmektedirler. Unvan değişkenine göre bakıldığında ise, araştırma görevlileri ve akademik uzmanlar, diğer unvan gruplarına göre daha fazla psikolojik yıldırmaya maruz kalmaktadırlar. Psikolojik yıldırmanın sırasıyla en çok Hemşirelik, Denizcilik ve İlahiyat fakültelerinde yaşandığı görülürken; Mimarlık, Mühendislik ve Fen fakültelerinin puan ortalamaları oldukça düşüktür. Araştırma bulgularının alan yazındaki çalışmalarla paralellik gösteren yönlerine rağmen, akademisyen sayısının en az olduğu üç fakültede puan ortalamalarının yüksek bulunması alan yazındaki büyük örgütlerde psikolojik yıldırmanın daha fazla yaşandığı bulgusuyla çelişmektedir.

ÇALIŞANLARIN DUYGUSAL ZEKA DÜZEYLERİ İLE İŞYERLERİNDEKİ MOBBİNGİ ALGILAMA DÜZEYLERİ ARASINDAKİ FARKLILIĞIN BELİRLENMESİ BİR ARAŞTIRMA

ÇALIŞANLARIN DUYGUSAL ZEKA DÜZEYLERİ İLE İŞYERLERİNDEKİ MOBBİNGİ ALGILAMA DÜZEYLERİ ARASINDAKİ FARKLILIĞIN BELİRLENMESİ BİR ARAŞTIRMA / Employees of the differentiation of emotional intelligence levels and determination of levels of perception research on workplace mobbing

Yazar: SİBEL POLAT
Danışman: PROF. DR. SELEN DOĞAN
Niğde Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İşletme Anabilim Dalı / Yönetim ve Organizasyon Bilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
270 s.

Bu çalışma ile çalışanların sahip oldukları duygusal zekâ düzeyleri ile işyerlerindeki mobbingi algılama düzeyleri arasındaki farklılığın belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın teorik kısmında duygusal zekâ ve mobbing kavramları detaylı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca tarafların duygusal zekâ düzeylerinin yüksek olmasının mobbing davranışının oluşumuna etkisi ve aynı zamanda bu davranışın bertaraf edilmesinde duygusal zekâ boyutlarının birer araç olarak kullanılabileceği irdelenmiştir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki (www.mobbing.org.tr); mobbing vakaları özel sektöre göre kamu sektöründe daha fazla yaşanmaktadır. Bu bağlamda, çalışmanın ampirik kısmında Niğde ilinden seçilen bazı kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanan 157 kamu çalışanı üzerinde anket çalışmasına dayanan bir araştırmaya yer verilmiştir. Bu araştırma ile kamu çalışanlarının demografik özellikleri kapsamında, düşüncelerine göre, duygusal zekâ ölçümü ile mobbing algılamaları tespit edilmiş, bunların arasındaki farklılıklar incelenerek sonuçlara ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışanların duygusal zekâ düzeyleri ile mobbing algıları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır.

MOBBİNG VE YAZILI BASINDAKİ MOBBİNG HABERLERİNE YÖNELİK BİR ALIMLAMA ÇALIŞMASI

MOBBİNG VE YAZILI BASINDAKİ MOBBİNG HABERLERİNE YÖNELİK BİR ALIMLAMA ÇALIŞMASI / A reception study on mobbing and mobbing news in printed media

Yazar: DİLARA AKDENİZ
Danışman: DOÇ. DR. ASLIHAN DOĞAN TOPÇU
Erciyes Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Halkla İlişkiler ve Tanıtım Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
155 s.

Son yıllarda sıkça karşılaşılan bir konu haline gelen "mobbing", işyerinde maruz kalınan en önemli sosyal sorunlardan biridir. "Mobbing" davranışına maruz kalınmasında ve bunun oluşturduğu sonuçlara bakıldığında "mobbing"in birçok nedeni olduğu görülmektedir. Bu nedenler içerisinde "mobber"ın ve mağdurun kişilik faktörü önemli rol oynamaktadır. Örneğin, birey "mobbing" durumunu fark etse bile işini kaybetme korkusuyla "mobbing" yokmuş gibi davranabilir veya durumu fark ettiğinde mücadele yolu arayabilir. Bu durum bireyi evinde, işyerinde daha büyük sorunlara ve psikolojik rahatsızlıklara itebilir. Yaşanan "mobbing" olayı sadece bireyi değil, bireyin çalıştığı örgütü de etkiler; örgütün imajı zedelenebilir, çalışanlar arasında güvensizlik ve motivasyon düşüklüğü oluşabilir. Bireyler açısından ve örgüt açısından bu derece önemli bir sorun oluşturan "mobbing"in önlenmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Ancak örgütler de bu durumu önlemek için kendi bünyelerinde "mobbing"i önlemeye yönelik bir takım oluşumlarda bulunmalıdır. Örgüt içi iletişim faaliyetlerinin etkin bir biçimde kullanılması bu noktada oldukça önemlidir. Bu doğrultuda "mobbing"i örgüt içi iletişim faaliyetleri bağlamında ele alan çalışmaların sayısının az olması "mobbing" ile ilgili çalışmalar yapılmasına rağmen meseleyi bireysel düzeyde incelemeye olanak tanıyacak alımlama araştırmalarının bu bağlamda ele alınmamış olması bu çalışmanın yapılması gerekliliğini doğurmuştur. Buradan hareketle katılımcılarla derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Seçilen haberlerin okunmasından sonra katılımcılara haberlerle ilgili sorular sorulmuş ve katılımcıların verdikleri cevaplar Kültürel Çalışmalar geleneği içerisinde yer alan Stuart Hall'un ortaya koyduğu üç okuma şekli üzerinden yorumlanmıştır. Araştırma sonunda okuyucu gözüyle yapılan yorumlarda, katılımcıların haber kodlarına karşı etkin konumda bulunduğu tespit edilmiştir. Bu çerçevede, egemen kodların katılımcılar tarafından kolay açılıp açılmadığı, katılımcıların müzakereli ve muhalif okuma yapma oranının durumu ve demografik özelliklerin kodaçımında etkisi olup olmadığı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.

KAMU PERSONELİNİN MARUZ KALDIĞI PSİKOLOJİK TACİZİN ÖNLENMESİNE YÖNELİK MEVZUAT ANALİZİ

KAMU PERSONELİNİN MARUZ KALDIĞI PSİKOLOJİK TACİZİN ÖNLENMESİNE YÖNELİK MEVZUAT ANALİZİ / The analysis of the legislations for preventing mobbing which civil servants are experiencing

Yazar: MUHAMMED TOLGA GEDİKKAYA
Danışman: DOÇ. DR. SÜLEYMAN ÇELİK
Yer Bilgisi: Gazi Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Kamu Yönetimi Anabilim Dalı / Yönetim Bilimleri Bilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
140 s.

Özünde psikolojik taciz kötü, insanların mutsuz olmasına yol açan bir olgudur. Çalışma ilişkilerini zayıflatarak çalışma barışını bozar. Bireyler üzerinde duygusal, fiziksel, psikolojik ve mesleki birçok rahatsızlığa, stres ve hastalıklara, Aileler üzerinde çatışma ve ayrılık durumlarına; Kuruluşlar üzerinde anlaşmazlıklara ve moral düşüklüklerine; gereksiz maliyet ve israfa neden olur. Toplum huzuru olumsuz etkiler. Psikolojik taciz tüm çalışanların maruz kalabildiği bir olgudur. Psikolojik tacizle özel veya kamu her işyerinde karşılaşılabilir. Bu çalışmanın konusu, kamu sektöründe psikolojik tacizin oluşturduğu olumsuz etkilerin nasıl önlenebileceğidir. Çalışmanın amacı, mevzuatın ve uygulanmasının incelenmesi yoluyla kamuda psikolojik taciz sorununa çözümü üzerine öneriler geliştirmektir. Çalışmanın birinci bölümünde psikolojik tacizin kavramsal çerçevesine değinilmiş; İkinci bölümde, psikolojik taciz ile ilişkilendirilebilir Türk Mevzuatı incelenmiş; Üçüncü bölümde, psikolojik tacizle mücadelede mevcut model ile, diğer ülkelerdeki psikolojik tacizle mücadele mevzuatı değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme kısmında, psikolojik tacizin etkin şekilde önlenmesi için çözüm önerileri geliştirilmiştir.

FUTBOL KLASMAN HAKEMLERİNİN MARUZ KALDIKLARI YILDIRMA (MOBBİNG) DAVRANIŞLARININ İNCELENMESİ

FUTBOL KLASMAN HAKEMLERİNİN MARUZ KALDIKLARI YILDIRMA (MOBBİNG) DAVRANIŞLARININ İNCELENMESİ / Evaluation of intimidating behaviors (mobbing) which football referees are exposed to

Yazar: SERKAN HACICAFEROĞLU
Danışman: YRD. DOÇ. CEMAL GÜNDOĞDU
Fırat Üniversitesi / Sağlık Bilimleri Enstitüsü / Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı
Onaylandı
Doktora
Türkçe
2013
216 s.

Bu araştırmada, Türkiye Futbol Federasyonu bünyesinde faal olarak görev yapan hakemlere psikolojik yıldırma uygulayan unsurlar ile hakemlerin maruz kaldıkları yıldırma davranışlarının düzeyleri, bazı demografik değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırmanın evrenini, Türkiye Futbol Federasyonunun profesyonel ve amatör liglerinde faal olarak görev yapan toplam 638 klasman hakemi oluşturmuştur. Örneklemini ise; evrenden tesadüfü yöntemle seçilmiş ve yine Türkiye Futbol Federasyonunun profesyonel ve amatör liglerinde faal olarak görev yapan farklı klasmanlara sahip (FİFA hakemi, FİFA hakem yardımcısı, üst klasman hakemi, üst klasman hakem yardımcısı, klasman hakem, klasman hakem yardımcısı, bayan klasman hakem) toplam 374 hakem oluşturmaktadır. Araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Konu ile ilgili verilerin toplanması için araştırmacı tarafından geliştirilen, "Futbol Hakemlerine Mobbing Ölçeği (FHMÖ)" kullanılmıştır. Ölçek üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde katılımcı hakemlerin demografik bilgilerini belirleyebilmek için 7 madde yer almış, ikinci bölümde hakemlerin yıldırma davranışlarına maruz kalma düzeylerini belirlemek amacıyla 21 madde yer almıştır. Ölçeğin üçüncü bölümünde ise hakemlere psikolojik yıldırma uygulayanların genellikle kimlerin olduğunu belirleyebilmek için 12 madde sorulmuştur. Ölçeğin geçerlilik ve güvenirlik çalışmasında 21 maddenin üç alt boyuttan (Bireyin mesleğine, sosyalliğine ve kişiliğine yönelik saldırı) oluştuğu, 12 maddesinin ise iki alt boyuttan (Spor ve sosyal çevre) oluştuğu belirlenmiştir. Ölçeğin bireyin mesleğine, sosyalliğine ve kişiliğine yönelik saldırı boyutlarının (21 madde) açıkladığı toplam varyansın 61,32, cronbach's alpha iç tutarlılık katsayısı ise 0,92 olarak hesaplanmıştır. Faktör yüklerinin ise 0,50 ile 0,86 arasında olduğu tespit edilmiştir. Spor ve sosyal çevre alt boyutlarının açıkladığı toplam varyansın ise (12 madde) 88,7, cronbach's alpha iç tutarlılık katsayısı ise 0,97 olarak hesaplanmıştır. Faktör yüklerinin ise 0,66 ile 0,88 arasında olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada verilerinin değerlendirilmesinde; bağımsız iki değişken arasındaki ilişkiyi bulmak amacıyla t- testi, tek yönlü varyans analizi (F), farkın kaynağını bulmak için Tukey testi sonuçları dikkate alınmış ve uygulanan ankette değişkenler arasında anlamlı bir fark olup olmadığını belirlemek için anlamlılık düzeyi p<0,05 alınmıştır. Araştırma bulgularına göre; araştırmaya gönüllü olarak katılım sağlayan 374 hakemin genellikle erkek (% 92,2) ve evli oldukları (% 58,6), 28 ile 37 yaş arasında oldukları (% 71,6), lisans düzeyinde eğitim aldıkları (% 70,9), klasman yardımcı hakem görevinde oldukları (% 39,3), 9-12 yıl arasında hakemlik yaptıkları (% 34,8) belirlenmiştir. Ayrıca hakemliğin dışında başka bir meslek sahibi oldukları (% 79,9) sonucuna ulaşılmıştır. Katılım sağlayan 374 hakemden 184'ünün (% 49,2) ölçeğin genel toplamında çeşitli yıldırma davranışlarına orta altı düzeyde (x=2,28) maruz kaldıkları belirlenmiştir. Ölçeğin alt boyutlarından olan bireyin mesleğine yönelik saldırılardan ise orta düzeyde (x=2,72) yıldırma algıladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yine araştırmada bu davranışların spor çevresinden; taraftarlar, futbolcular, medyadaki futbol yorumcuları ile antrenörlerden kaynaklı olduğu ve hakemlerin bu unsurlardan hareketle yıldırma davranışlarına orta ve orta altı düzeyde maruz kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca yönetimden (MHK) hakemlere karşı düşük düzeyde de olsa yıldırma davranışlarının uygulandığı belirlenmiştir. Hakemlerin algıladıkları bu yıldırma duygusu karşısında, yönetecek oldukları maçlara kendilerini hazırlayamama ve bunun neticesinde de maçın ağırlığını kaldıramayarak maçlarda telafisi olamayacak hataların yapılabilmesine, maçın doğru bir şekilde yönetilmesi yönünde aksaklığa neden olabileceği söylenebilir.

SPOR BİLİMLERİ ALANINDA ÇALIŞAN VE YILDIRMA DAVRANIŞLARINA MARUZ KALAN AKADEMİSYENLERİN ÇALIŞMA HAYATINA YÖNELİK TUTUMLARI

SPOR BİLİMLERİ ALANINDA ÇALIŞAN VE YILDIRMA DAVRANIŞLARINA MARUZ KALAN AKADEMİSYENLERİN ÇALIŞMA HAYATINA YÖNELİK TUTUMLARI / The attitudes of academic staff in the field of sport sciences exposed to mobbing towards work life

Yazar: ELİF BOZYİĞİT
Danışman: PROF. DR. TURGAY BİÇER
Marmara Üniversitesi / Sağlık Bilimleri Enstitüsü / Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı / Spor Yönetim Bilimleri Bilim Dalı
Onaylandı
Doktora
Türkçe
2013
177 s.

Duygusal saldırı, psikolojik taciz, psikolojik şiddet, psikolojik terör gibi çeşitli kavramlar olarak da bilinen yıldırma eylemi, iş ortamında istenmeyen davranışlardır. İşyerinde yıldırma davranışları çalışma hayatının var olduğu andan itibaren zaman zaman çalışanların mağdur olmasına sebep olmuş ve insan haklarına verilen değerlerin de artması ile son on yılda oldukça gündeme gelen konulardan biri olmuştur. Yıldırma ile ilgili yapılan araştırmalarda en çok sağlık kurumları, gönüllü kuruluşlar ve üniversitelerde ortaya çıktığı görülmektedir. Yıldırma davranışları ile karşılaşan bireylerin tepkileri ve davranışları birbirinden farklı olabilmekte ve dolayısıyla her birey çalışma hayatına yönelik olumlu ya da olumsuz tutumlar geliştirebilmektedir. Bu nedenle, üniversitelerin spor eğitimi ile ilgili akademik birimlerinde yıldırma davranışlarının olup olmadığı ve bu davranışlar ile karşılaşan akademisyenlerin çalışma hayatına yönelik oluşan tutumlarını belirlemek araştırmanın kapsamını oluşturmaktadır. Bu araştırmanın amacı, spor bilimleri alanında çalışan ve yıldırma davranışlarına maruz kalan akademisyenlerin çalışma hayatına yönelik tutumlarını belirlemektir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yıldırma ve tutum konuları ile ilgili literatür taranarak bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise araştırma ile ilgili yapılan uygulama anlatılmıştır. Bu bölümde, gereç ve yöntem, üniversitelerin spor ile ilgili birimlerinde görev yapan akademisyenlere uygulanan Anket Formu ve "Yıldırma Sonucu Tutum Ölçeği"nden (Y.S.T.Ö.) elde edilen bulgular, tartışma ve yorumlara yer verilmektedir.

YILDIRMANIN ÖRGÜTSEL SESSİZLİK ÜZERİNE ETKİSİ VE İŞLETMELERDE BİR ARAŞTIRMA

YILDIRMANIN ÖRGÜTSEL SESSİZLİK ÜZERİNE ETKİSİ VE İŞLETMELERDE BİR ARAŞTIRMA / The effect of mobbing on organizational silence and a research in organizations

Yazar: MURAT ATASEVER
Danışman: YRD. DOÇ. DR. ESİN BARUTÇU
Pamukkale Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İşletme Anabilim Dalı / Yönetim ve Organizasyon Bilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
141 s.

Bu çalışmanın amacı, yıldırma mağduru olan çalışanların örgütsel sessizlik eğiliminde bulunup bulunmadıklarını tespit etmektir. Yıldırma ve sessizlik davranışının cinsiyet, yaş ve eğitim durumu gibi demografik değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediği de çalışma kapsamında ele alınmıştır. Tez genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde yıldırma kavramı tanıtılmıştır. Bunun yanında, yıldırmanın aşamaları, diğer kavramlarla ilişkileri, nedenleri, sonuçları vs. bilgiler de verilmiştir. İkinci bölümde örgütsel sessizlik kavramı ele alınmıştır. Ek olarak, çalışanların örgüt içerisindeki konuşma biçimleri, örgütsel sessizliğin teorik temelleri, örgütsel sessizliğe neden olan faktörler, örgütsel sessizlik türleri ve örgütsel sessizliğin sonuçlarına yer verilmiştir. Üçüncü bölüm ise uygulamayı kapsamaktadır. Bu çalışma için kullanılacak veriler, Gaziantep'te tekstil sektöründeki 211 çalışana anket uygulanmak suretiyle elde edilmiştir. Anket yolu ile toplanan veriler SPSS 16.0 yazılımı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, yıldırma davranışlarıyla örgütsel sessizlik arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, araştırmada önerilen hipotezler, H8 hipotezi dışında, birbiriyle ilişkilidir ve kabul edilmiştir.

HEMŞİRELERDE ADALET ALGISININ MOBBİNG DAVRANIŞLARI ÜZERİNE ETKİSİ

HEMŞİRELERDE ADALET ALGISININ MOBBİNG DAVRANIŞLARI ÜZERİNE ETKİSİ / Effect on the perception of justice, mobbing behavior of nurses

Yazar: HANIM SEYREK
Danışman: DOÇ. DR. DİLEK YILDIRIM
Gazi Üniversitesi / Sağlık Bilimleri Enstitüsü / Hemşirelik Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
84 s.

Bu çalışmanın amacı, hemşirelerde örgütsel adalet algısının maruz kalınan mobbing davranışları üzerine etkisini belirlemektir. Çalışma Ankara ilinde bir üniversite hastanesinde ve bir özel hastanede hemşireler üzerinde yapılmıştır. Çalışmaya toplam 250 kişi katılmıştır. Hemşirelerin örgütsel adalet algılarını belirlemek için Colquitt tarafından(2001) geliştirilen, Özmen ve arkadaşları (2007) tarafından Türkçe ye uyarlanan, 20 maddeden oluşan "örgütsel adalet algısı ölçeği" kullanılmıştır. Hemşirelerin mobbing davranışlarını belirlemek için ise Dilek ve Aytolan (2008) tarafından geliştirilen 33 maddelik ölçek kullanılmıştır. Araştırmayı analiz etmez için SPSS (11.5) programından yararlanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, hemşireler en çok dağıtımsal adalet algısı (2,62±1,35) boyutunda adaletsizlik algılamaktadırlar. İş yerinde psikolojik şiddet davranışlarına maruz kalan (ortalama skor >1 olanlar) hemşirelerin oranı %28'dir. Hemşirelerin dağıtımsal adalet algısı ile maruz kaldıkları mobbing davranışları (r=-,190; p<0,05) arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki bulunmuştur. Hemşirelerin kişiler arası adalet algısı ile maruz kaldıkları mobbing davranışları (r=-,299;p<0,001) arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki bulunmuştur. Hemşirelerin bilgisel adalet algısı ile maruz kaldıkları mobbing davranışları (r=- ,338; p<0,001) arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, hemşirelerin örgütsel adalet algılarının mobbing davranışları üzerinde %13,3 oranında etki ettikleri belirlenmiştir. Yöneticiler adaletsizlik algısına sebep olan etmenleri azaltarak ve mobbing maruziyeti azaltacak çalışmalar yapmalıdır.

MOBBİNGİN İŞ DOYUMUNA ETKİSİ : MERSİN İLİ TARSUS İLÇESİNDE GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

MOBBİNGİN İŞ DOYUMUNA ETKİSİ : MERSİN İLİ TARSUS İLÇESİNDE GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA / Mobbing effect on job satisfaction: A research on teachers who work Tarsus in Mersin

Yazar: HAFİZE ÖĞRETMEN
Danışman: YRD. DOÇ. DR. KÖKSAL HAZIR
Çağ Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İşletme Yönetimi Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
118 s.

Bu çalışmanın amacı mobbingin iş doyumu üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Mobbing ölçeği maddeleri dört faktöre, iş doyum ölçeği maddeleri ise iki faktöre ayrılarak, birbirleri arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Ayrıca katılımcılardan elde edilen veriler doğrultusunda, mobbinge uğrama düzeyleri üç gruba ayrılarak, diğer faktörlerle olan ilişkileri analiz edilmiştir. Çalışmada Mersin Tarsus İlçesi merkezinde faaliyet gösteren devlet okulları öğretmen ve idarecileri ele alınmıştır. Hazırlanan demografik soru formu, iş doyum ölçeği ve mobbing ölçekleri, 328 öğretmen ve idareci tarafından doldurularak elde edilen veriler analizlerde kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, kolerasyon analizleri doğrultusunda, mobbing ile iş doyum faktörleri arasında bazı faktörler için negatif yönlü ve yüksek korelasyonlar bulunmuştur. Ayrıca çalışmada mobbing ve iş doyum faktörlerinin demografik değişkenler açısından anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığını anlamak için de analizler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda anlamlı olarak farklılaşmaya rastlanmamıştır. Ancak maddeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde demografik değişkenler açısından anlamlı farklar bulunmuştur.

BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ÖĞRETMENLERİNİN OKUL ORTAMINDA MARUZ KALDIKLARI YILDIRMA ALGILARI VE ÖRGÜTSEL BAĞLILIK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ : HATAY İLİ ÖRNEĞİ

BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ÖĞRETMENLERİNİN OKUL ORTAMINDA MARUZ KALDIKLARI YILDIRMA ALGILARI VE ÖRGÜTSEL BAĞLILIK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ : HATAY İLİ ÖRNEĞİ / Investigation of physical education and sport teachers exposure mobbing and organizational commitment status in school environment: Hatay sample

Yazar: MAHMUT GÜLLE
Danışman: YRD. DOÇ. DR. FİKRET SOYER
Sakarya Üniversitesi / Eğitim Bilimleri Enstitüsü / Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Anabilim Dalı / Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
111 s.

Bu araştırma, Hatay ilinde görev yapan beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin okul ortamında maruz kalabilecekleri yıldırma (mobbing) eylemi ile örgütsel bağlılık düzeylerinin belirlenmesi ve aralarındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Hatay il ve ilçe merkezlerinde görev yapan 574 beden eğitimi ve spor öğretmeni, örneklemi ise bu evren içinden tesadüfî örneklem yöntemi ile seçilen 301 beden eğitimi ve spor öğretmeni oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Einarsen ve Raknes (1997) tarafından geliştirilen Cemaloğlu (2007) tarafından Türkçeye uyarlanan Olumsuz Davranışlar Anketi "NAQ (Negative Acts Questionnaire)" ile Balay (2000) tarafından geliştirilen "Örgütsel Bağlılık" ölçeği ve araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin yıldırma eylemini algılama düzeylerine göre cinsiyet ve öğretmenlik dışı görev değişkenleri arasında anlamlı farklık olduğu görülürken örgütsel bağlılık alt boyutlarına ilişkin ise cinsiyet, yaş, medeni durum, mesleki kıdem, eğitim düzeyleri ve ders yükü değişkenleri açısında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin yıldırma ölçek puanları ile örgütsel bağlılık puanları arasındaki ilişki incelendiğinde; yıldırma ile örgütsel bağlılık alt boyutlarından uyum ve içselleştirme arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Örgütsel bağlılık alt boyutları kendi içinde değerlendirildiğinde ise; uyum ile özdeşleşme ve içselleştirme alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulgulanmıştır.

İLKÖĞRETİM OKULLARINDA GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLERİN BEZDİRİ (MOBBİNG) YAŞAMA DÜZEYİ İLE ÖRGÜTSEL BAĞLILIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ

İLKÖĞRETİM OKULLARINDA GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLERİN BEZDİRİ (MOBBİNG) YAŞAMA DÜZEYİ İLE ÖRGÜTSEL BAĞLILIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ / The relationship between the mobbing experience of primary school teachers in the education instituion they work and their organizational commitment

Yazar: HANİFİ YUMUŞAK
Danışman: DOÇ. DR. SABRİ ÇELİK
Gazi Üniversitesi / Eğitim Bilimleri Enstitüsü / Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı / Eğitim Yönetimi ve Denetimi Bilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
151 s.

Bu araştırmanın amacı, İlköğretim Okullarında Görev Yapan Öğretmenlerin Bezdiri Yaşama Düzeyi İle Örgütsel Bağlılıkları Arasındaki İlişkinin araştırılmasıdır. İlişkisel tarama modelindeki bu araştırmada, Tokat ili ve tüm ilçelerinden rastgele seçilen 45 kamu ilköğretim okulunda görev yapan toplam 750 öğretmenin görüşüne başvurulmuştur. Araştırmada ilköğretim okulu öğretmenlerinin bezdiri ve bağlılık düzeyine ilişkin algılarını ölçmek için; "Olumsuz Davranışlar Ölçeği" (Negative Acts Questionarrie) bezdiri (mobbing) düzeyini belirlemek amacıyla ve öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeylerini ölçmek için ise, "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" (Organizational Commitment Questionnaire: OCQ) olmak üzere iki farklı ölçek veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Alt problemlerin çözümlenmesi amacıyla, ölçekler aracılığıyla elde edilen veriler SPSS 17 paket programına aktarılmış, aritmetik ortalamaları, standart sapma değerleri, Pearson momentler çarpım korelasyon katsayıları hesaplanmış ve regresyon analizi yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde .05 anlamlılık düzeyi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır; öğretmenlerde hissedilen en yüksek örgütsel bağlılık düzeyinin duygusal bağlılık boyutunda olduğu, bunu normatif bağlılık boyutunun izlediği belirlenmiştir. Öğretmenlerin en düşük örgütsel bağlılık boyutunun ise devam bağlılığı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlköğretim öğretmenlerinin bezdiri yaşama düzeyi ile öğretmenlerin duygusal bağlılık ve normatif bağlılık düzeyleri arasında orta düzeyde, negatif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bezdiri düzeyi ile devam bağlılık boyutu arasındaki ilişkinin ise daha düşük düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu araştırmanın sonucu olarak, öğretmenlerin bezdiri yaşama sıklığı arttıkça okulda öğretmenler tarafından hissedilen örgütsel bağlılık düzeyinin azaldığı ortaya çıkmıştır.

ADİL VE MAKUL KOŞULLARDA ÇALIŞMA HAKKI KAPSAMINDA İŞÇİ ONURUNUN KORYNMASI

ADİL VE MAKUL KOŞULLARDA ÇALIŞMA HAKKI KAPSAMINDA İŞÇİ ONURUNUN KORYNMASI / Protection of worker dignity within the scope of the right to work under just and favourable conditions

Yazar: ALİ EKİN
Danışman: PROF. DR. HALUK HADİ SÜMER
Selçuk Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Özel Hukuk Anabilim Dalı
Onaylandı
Doktora
Türkçe
2013
311 s.

İkinci Dünya Savaşı Sonrası adil ve makul kavramının uluslararası belgelerde yer almaya başlamasına rağmen, içeriğinin ne olduğunun tam olarak bilinmemesi nedeniyle çalışmamızda öncelikle adil ve makul kavramının kapsamı üzerinde durulmuştur. Bu kavramın içeriğinde yer alan konulardan aynı zamanda da işçi onurunu koruyan düzenlemeler belirlenerek incelenmiştir. Buna göre işyerinde işçinin psikolojik tacize karşı korunması ve işçilerin çalışırken ayrımcılığa maruz kalmamaları işçi onurunu koruyan düzenlemelerden iki tanesi olarak kabul edilmiştir. Psikolojik taciz, işyerinde çalışan diğer işçiler veya işveren tarafından tekrarlanan süreklilik içeren psikolojik saldırılardır. Önemli olan psikolojik tacizin sistematik bir şekilde her türlü kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışları içerisinde barındırmasıdır. Ayrımcılık kavramı ise genellikle eşitlik ilkesi ile birlikte anılmaktadır. Adil ve makul koşullarda çalışma hakkı kapsamında ayrımcılığın tanımı yapılırken ise ayrımcılığı doğrudan ve dolaylı ayrımcılık olarak ikiye ayırarak tanımlamak gerekmektedir. Buna göre, doğrudan ayrımcılık, bir kimsenin, karşılaştırılabilir durumlarda, ırk veya etnik kökene dayalı olarak, bir diğer kişiye göre daha az tercih edilebilir bir muameleye tabi tutulması, şimdiye kadar tutuluyor olması veya tutulma ihtimali olması halinde yapılan ayrımcılıktır. Dolaylı ayrımcılık ise; görünüşte tarafsız olan bir hükmün, yansız kriterlerin veya uygulamanın, bir ırk veya etnik kökenden kimseyi diğer kişilerle karşılaştırıldığında özel bir avantajsız konuma getirdiği durumlarda kullanılan yöntemdir. Çalışmamızda da işçinin psikolojik tacize ve ayrımcılığa karşı korunması konuları ayrıntılı olarak incelendikten sonra, bu haklara ilişkin uluslararası düzenlemelerde yer alan hükümler ile Türk Hukuku'nda yer alan hükümler birlikte değerlendirilmiştir. Son olarak da işçi onurunun ihlal edildiği durumlarda Türk Hukuku'na göre işçinin sahip olduğu hukuki ve cezai yaptırımlara yer verilmiştir.

MOBBİNG VE ÖRGÜTSEL SESSİZLİK : ENERJİ SEKTÖRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

MOBBİNG VE ÖRGÜTSEL SESSİZLİK : ENERJİ SEKTÖRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA / Mobbing and organizational silence: A research on energy sector employees

Yazar: GÜLŞAH SULTAN SARIOĞLU
Danışman: DOÇ. DR. MUSTAFA FEDAİ ÇAVUŞ
Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İşletme Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
113 s.

Günümüz işletmelerin en önemli sorunlarından biri olan Mobbing ve örgütsel sessizlik son yıllarda üzerinde daha çok çalışılan, araştırmalar yapılan bir örgütsel sorunlar haline gelmiştir. Mobbingle ve örgütsel sessizlikle etkili bir şekilde mücadele edilmesi özel, kamu ve akademik çevrelerce tartışılmaktadır. Bu çalışmada Mobbing'in ve örgütsel sessizliğin çeşitli tanımları yapılarak, süreci, etkileri, türleri ve nasıl mücadele edilmesi gerektiği hakkında bilgi verilmiştir. Çalışma teorik bir çerçevede sunulduktan sonra, araştırmanın uygulama kısmını desteklemek için enerji sektöründe faaliyet gösteren bir firmada anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasının birinci bölümünde ankete katılanların demografik özelliklerini ortaya çıkaracak sorular sorulmuştur. İkinci bölümde Einarsen ve Raknes tarafından geliştirilen 22 soruluk NAQ ( Négative Acts Question) Ölçeğinin güncellenmiş versiyonu olan ve olumsuz davranışlar anketinin revize (NAQ-R =Negative Acts Questionnaire - Revised) edilmiş versiyonun kullanılmasına karar verilerek bölümde psikolojik taciz davranışlarına maruz kalma sıklıkları sorulmuştur. Üçüncü bölümde yapılan literatür taraması sonucu elde edilen işgörenlerin sessizlik davranışları ölçeği (Dyne vd., 2003a: Dyne vd., 2003b: Briensfield, 2009) kullanılarak bir anket formu oluşturulmuştur. Dyne ve diğerlerinin 2003?de yapmış olduğu iki araştırma çalışmasından ve Briensfield?in 2009?da yapmış olduğu doktora tezinden yararlanılarak işgörenlerin sessizlik davranışlarına ilişkin bir ölçek oluşturulmuştur. Bu ölçekte 30 ifade belirlenmiş, bütün ifadeleri bu kapsamda değerlendirip cevaplandırmaları istenmiştir. Bu bölüm beşli Likert ölçeğine uygun olarak hazırlanmıştır. Bu anketler sonucunda veriler değerlendirilerek mobbing ve örgütsel sessizlik arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır.

ÖZEL VE RESMİ İLKOKUL VE ORTAOKULLARDA GÖREVLİ ÖĞRETMEN VE YÖNETİCİLERİN PSİKOLOJİK TACİZ ALGISI

ÖZEL VE RESMİ İLKOKUL VE ORTAOKULLARDA GÖREVLİ ÖĞRETMEN VE YÖNETİCİLERİN PSİKOLOJİK TACİZ ALGISI / The objective of the study is to examine the dimensions of mobbing in primary and secondary schools, determine how the mobbing issue cause problems between the administrative officers and teachers

Yazar: AYLIN ÇAM
Danışman: PROF. DR. MÜNEVVER ÇETİN
Maltepe Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı
Onaylandı
Yüksek Lisans
Türkçe
2013
170 s.

Bu çalışmanın amacı, ilkokul ve ortaokullardaki psikolojik taciz olgusunun boyutları, incelenerek, öğretmenler ve yöneticiler açısından söz konusu olgunun nasıl bir sorun teşkil ettiğini tespit etmektir. İstanbul'un Maltepe, Pendik, Kartal İlçelerinde bulunan resmi ve özel ilkokul ve Ortaokullarında çalışan okul yöneticileri ve öğretmenlerin oluşturmuş olduğu evrende belirlenen örneklem gurubuna uygulanan ölçekle elde edilen verilerle araştırmamız yürütülmüştür. Araştırmamızın evrenini 8137 öğretmen ve öğrenci oluşturmaktadır. Örneklem için seçilen 300 yönetici ve öğretmenden 263 kişiden gelen verilerle araştırma sonuçlarına ulaşılmıştır. Verilerin güvenlik analizi için Cronbach Alfa katsayısı, örneklem analizi için frekans ve yüzde analizi, T.testi ,One Way ANOVA testi ve post doc scheffe testi SSPS(Statistical Package for Socail Sciences) versiyon 13.0 paket programı kullanılarak incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında işyerinde psikolojik taciz algısının fazla olduğu ve bu konuda gerekli çalışmaların yapılmasına işaret etmiştir.